EDİRNE’NİN FETHİ

0
120

EDİRNE’NİN FETHİ

Birinci Murad’m saltanatı ile beraber Osmanlılar için yeni bir şan ve şerefli bir çağ başlamış ve Avrupa’da birçok yerler alınmıştır. Bu fetihler zinciri, Padişahın Kosova savaş alanmda şehit edilmesine kadar aksamamıştır. Gelibolu’dan pek uzak olmayan Elespon üzerinde kurulmuş Nebotos kalesinin elde edilişi, fetihler zincirinin ilk halkası olmuştur. Osmanlı ordusu buradan Çorlu üzerine yürüdü; hücumla aldı. Buranın komutanı ve subayları cezalarını buldular. Kalenin duvarları da yıkıldı. Diğer yerlere de bu ibret oldu. Çorlu’ya yakın Mezelli mevkii komutam da, böyle bir duruma düşmemek için şehrin anahtarlarını kendiliğinden sultanın eline verdi. Halkı tarafından boşaltılan Burgaz da hasar gördü.

Sultan Murad, ordusunun başında, kuzeye yönelirken Hacı İlbeyi ve Evrenos parlak başarılar elde ettiler. Bunlardan birincisi İpsala ve Malkara arasında bulunan Keşan kalesini; İkincisi Kantakuzen ile karısı İren’in konutu olup toprak işlerinin inceliği ve bir tepe üzerinde koni şeklinde yükselen kalesi ile dikkati çeken Dimetoka’yı aldı. Hacı İlbeyi, bir gece baskınında Dimetoka komutanının oğlunu esir etmişti. Babası, burasını teslim etmek suretiyle oğlunun hayatını kurtardı.
Bu sırada Sultan Murad, Çatal Burgaz’a kadar ilerlemişti. İki komutanın kendisine katılması üzerine, bir harb meclisinde, Rumların şaşkınlıklarından faydalanılarak derhal Edirne’nin kuşatılması kararlaştırıldı. Askerî harekât Lala Şahin ile Hacı İlbeyi’ne tevdi edildi. Bunlar, bir yıl önce, Edirne kapılarına kadar ilerlemiş ve Burgazi denilen kuleyi ele geçirmişlerdi. Padişah, iki beyin teşebbüslerini desteklemek için ordusunun seçkin kısmı ile Edirne yolundan Babaeski’ye gitti. Edirne’nin mevki komutanı cesaretle Lala Şahin’in karşısına çıktı ise de, büsbütün yenildi. Ve Meriç’in taşmasından faydalanarak, bir gece, sandalla Aynoz’a kaçtı. İşte bu zafer, Bizans İmparatorluğu’nun en önemli kalesini Osmanlılara teslim etmiştir.

Edirne, o zamandan başlayarak, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’da merkezi olmuştur. Bundan sonra Osmanlı, Gelibolu’dan Karadeniz’e kadar geçilmez bir duvar gibi uzattığı hat içinde mahpus kalan Kostantiniyye (İstanbul)’yi tehdit etmiştir.

Edirne bilindiği gibi üç ırmağın kavşağındadır. Bunlardan Ebrus, gül ve ayva bahçeleri arasından geçerdi. Gülsuyu ve gülyağı, Mısır ve İran’mkilerle boy ölçüşürdü. Sabunu, Suriye sabunlarını, şekerlemeleri Konya’nmkileri aratmazdı. Hele yerinin ve halkının güzelliği dillere destandı. Edirne şehri, birçok şairin dünyaya gözlerini açtığını ve yumduğunu görmüş olduğundan, bilginler ve şairler hakkmda dindarca saygı gösteren Osmanlılar burayı Cenab-ı Hak tarafından özellikle korunan ve medeniyetçe pek ileri bir şehir saymışlardır. Şehri süsleyen yapılar, saraylar, çarşılar, camiler, okullar seyyahların dikkatini çekmiştir.

Edirne gerçekten de siyasi ve ticari münasebetleri bakımından sahip olduğu konumu dolayısıyla Osmanlı padişahlarının taht merkezi olmaya değerdi. Bununla beraber, Sultan Murad, konut olarak Dimetoka’yı seçmiş ve orada bir saray yaptırmıştır. Edirne’ye de Beylerbeyi Lala Şahin’i oturtarak Kuzey Trakya’da fetihlere devam etmesini emretmiştir. Evrenos da, bu bölgenin güneyinde Gümülcine, Vardar gibi yerleri aldı. Bu iki şehirde Evrenos’un hâtırası, sadece bunları fethetmiş olduğu için değil, fakat ayrıca birçok cami, kervansaray yaptırdığı ve onlar için yeteri kadar tahsisat bağladığı için de unutulmamıştır. Lala Şahin de zafer sancaklarını Balkan eteklerine kadar ulaştırmış ve Belg-rad’a kadar bütün memlekete pirinç vermekte olan iki Zagra (Eski ve Yeni) ile Filibe’yi almıştır. Lala Şahin de, Evrenos gibi, Osmanlı ülkesine kattığı şehirlere ziynet veren ihtişamlı yapılarla adını yaşatmıştır. Bunlar arasında Filibe’de iki ok atımı uzunluğunda ve iki arabanın yanyana geçebileceği bir taş köprü anılabilir. Bu köprünün korunması ve onarım işleriyle görevlendirilen birçok kölelerin ücretlerini ödemeye yeter vakıflar ayırmıştır.

Savaş esirlerinin sayısı bu zamanda çok artmıştır. Öyle ki : Bir esirin değeri yüz yirmi beş akçeye kadar düşmüştür. Bu değer, ganimetlerin beşte biri miktarının belirtilmesine esas alınmıştır. Karamanlı fakih Kara Rüstem, bir gün, Padişahın huzurunda; esirlerden alınacak bu vergi uygulaması ile alınacak bir malî tedbirin sağlayacağı faydaları anlattı. Padişah da bu anlatılanları takdir etti. Bundan sonra, her esirin bedelinin beşte biri, yâni yirmi beş akçenin hâzineye bırakılmasını emretti. Esirler üzerine konulan bu vergi “pençik” yahut “ispenç” adını almıştır. Sonraları gayri müslim (Hıristiyan -yabancı) milletler bu gelenekten şikâyetçi oldukça, o ülkenin esirleri hakkında ayrıcalıklar verilmesi uygun görülmüş ve kapitülâsyonlara da bu husus yazılmıştır.

Murad Bursa’ya dönünce, Edirne fethini Asya hükümdarlarına fetihnamelerle bildirdi. Tarih, bu hükümdarlar arasında padişahın komşuları olan Germiyan, Karaman beyleri ile Arap ve Acem Irakları prenslerini kaydeder. Bu sıralarda Acem IrakT ve Güney ve Doğuda onun sınırlarını teşkil eden Fars bölgesi Muzafferlerden Emir Mübarizüddin Muhammed idaresinde idi. Arap IrakT ile Acem Irakı’nm kuzeyinde bulunan Azerbaycan’da Şeyh Hasan’m oğlu ve İlhanlı sülâlesinin ikinci hükümdarı Sultan Üveys hâkim bulunuyordu. Bu iki aile, Osmanlı Devleti ile hemen hemen aynı zamanda ortaya çıkmıştır. Çünkü bunlar Cengiz Han’m oğulları ve torunları tarafından kurulan hükümetlerin yıkıntıları üzerinde ve kurulmuş oldukları yıllar; Selçuklu Devletinin çöküntülerinden ortaya çıkan, Osmanlı Sultanlığının kurulduğu yıllara rastlıyordu.

Sultan Murad, Filibe fethinden sonra Rum İmparatoru ile bir andlaşma yapmıştı. Çarpışmaların durmasıyla biraz dinlenme fırsatı çıkmıştı. Bu sırada Padişah, devlet idaresinin iç işlerini düzeltmekle uğraşmış ve devletin kurumlarım geliştirmiştir. Avrupa’da ortaya çıkan yeni bir fırtına Sultan Murad’ı, yeniden Avrupa’ya gitme mecburiyetinde bırakmıştır.

Filibe’nin Rum komutanı, Sırp Kralı Beşinci Uruş’a sığınmıştı. Bu adam, Sultan aleyhine Sırp hükümdarmı savaşa kışkırttı. Papa Beşinci Urban, bir yazı ile bütün Hıristiyanları Türklerle savaşmaya, bir Haçlı Seferine çağırıyordu. Macar Kralı, Sırp Voyvodası, Bosna Voyvodası, Bosna ve Ulah Prensi, Osmanlılar aleyhine birleşmek için bunu fırsat bildiler.

Lala Şahin’in, bu müthiş birleşmeye karşı koymak için yeterli derecede gücü yoktu. Bu bakımdan padişaha acele yardım göndermesi için başvurdu. Sultan Murad, Elespon’da idi. Biga önünden geçerken, orasını, asker için bir toplanma yeri olmak üzere bu şehri geri aldı. Biga, Orhan’ın fethinden sonra, bir süre, kardeşi Alâeddin’in konutu olmuş ve sonra da düşmanların eline geçmişti. Murad bey, Aydıncık ve Gelibolu’da bulunan gemilerin hepsini toplayarak kıyıların korunmasını onlara tevdi etti. Kendisi de ordugâhmı Biga önlerinde kurmuştu. Oysa ki, Hıristiyan ordusu sür’atle yürüyerek Meriç’e kadar ilerlemiş bulunuyordu. Edirne’ye iki konaklık yer kalmıştı.

CEVAP VER