Relativite Teorisinin Etkileri

0
60

dışında çok önemli bilimsel çalışmaları varsa da, Einstein’ın ünü en çok bu teoriye dayanmaktadır. Aslında doğrusu da bu; çünkü teorinin hem bilimsel, hem de felsefe yönünden önemi büyüktür. Pek çok kimse (bu arada ben de) teoriyi halka açıklama girişiminde bulunmuştur. Niyetim bunlara bir yenisini burada eklemek değildir. Ama, teorinin evren görüşümüzü nasıl etkilediği konusunda birkaç söz söylemeden edemeyeceğim. Bilindiği gibi teori, 1905’te özel relativite, 1915’te genel relativite diye iki aşamada ortaya konmuştur. Özel relativitenin bilimdeki önemi, önce, otuz yıldan beri bilim dünyasını bunaltan Michelson-Morley deneyinin sonucu; sonra, elektronlarda gözlenmiş olan hızın kütleyi artırması, ve nihayet şimdi fizikte önemli bir ilke olan kütle ile enerji eşdeğerliliği gibi olguları açıklama gücünden ileri geliyordu. Bunlar teorinin kapsamına giren olguların yalnızca başlıcalarını oluşturuyordu.

Teorinin felsefedeki önemine gelince, bu en başta düşünce alışkanlığımızda köklü bir devrimin kaçınılmazlığında kendini gösteriyordu. Gerçekten teori evrenin uzay-zaman yapısına ilişkin anlayışımızda bir dönüşüm gerektirmekteydi. Fizik dünyaya ilişkin bilgilerimizden en önemli olan şey yapı (structure) dır.

Yapının ise iki değişik örgüden, zaman ve uzaydan, oluştuğu düşüncesi çağlar boyunca egemen olmuştur. Einstein, bir ölçüde deneysel, bir ölçüde de mantıksal olan nedenlerle iki örgünün “uzay-zaman” adı altında birleştirilmesi gerektiğini gösterir. Değişik yerlerde iki olgu meydana geldiğinde, eskiden olduğu gibi bunların şu kadar kilometre veya şu kadar dakika ile ayrıldığını söyleyemeyiz artık. Nedeni şu ki, aynı derecede dikkatli gözlemciler, mesafe veya zaman farkını değişik hesaplayacaklardır. Tüm gözlemciler için değişmeyen tek şey “interval” denilen, daha önce hesaplanmış, uzay-mesafe ile zaman-mesafenin birleşiminden oluşan bir şeydir.

Özel relativiteye göre daha kapsamlı ve bilimsel yönden daha önemli olan genel relativite temelde bir gravitasyon (çekim) teorisidir. Newton’dan Ein-stein’a gelinceye dek geçen 230 yıl içinde gravitasyonu açıklama yönünde hemen hiçbir ilerleme göze çarpmaz. Oysa Newton, gravitasyonun gerektirir göründüğü “uzaktan etki” yi hiçbir zaman içine sindirmiş değildi. Einstein gravitasyonu geometriye bağladı; uzay-zaman özelliğinden doğduğunu söyledi.

“En az eylem ilkesi” denilen bir yasa vardır; Buna göre, bir nesne bir yerden başka bir yere giderken en kolay yolu seçer ve bu yol doğru bir çizgi olmayabilir; dağ tepeleriyle derin vadileri düpedüz aşmak yerine dolaşarak gitmek “işine gelebilir.” Einstein’e göre (kaba bir anlatımla) uzay-zaman dağlarla, vadilerle doludur; bu yüzden de gezegenlerin hareketi doğrusal değildir. Güneş (bu benzetişle) bir dağın tepesindedir; tembel bir gezegen dağa tırmanacağına çevresinde dolaşmayı yeğler. Olgusal gözlemlere Newton teorisinin mi, yoksa, Einstein teorisinin mi daha uygun düştüğü birtakım ince deneylerle yoklanmıştır. Tüm deney sonuçlarının Einstein’ı desteklediğini biliyoruz. Naziler dışında onun teorisini benimsemeyen hemen hiç kimse kalmamıştır.

CEVAP VER