YENİÇERİLERİN İSYANI, BAYEZİD’İN TAHTTAN İNDİRİLMESİ VE ÖLÜMÜ

0
69

YENİÇERİLERİN İSYANI,

Sultan İkinci Bayezid, oğlu Selim’e üstün gelişinin, hemen ertesinde İstanbul’a dönmüştü. Şehzade Ahmed, nice zamandır kurduğu projeyi uygulamak için, Ali Paşa’nm yenilgisinden sonra İstanbul’a doğru yol almış ve Gebze’ye kadar da gelmişti. Ali Paşa’nm şehitliği üzerine üçüncü defa olarak vezir-i âzâmlığa getirilen Hersek Ahmet Paşa, yeniçerilerin Selim lehine açıktan açığa harekete geçmelerini önleyemedi.

Yeniçeriler, Osmanlı ordusunun Anadolu’da uğradığı musibetleri en çok Şehzade Ahmed’e yüklüyorlar ve Şehzade Selim’in denenmiş yiğitliği sayesinde askerlik şanlarını yeniden sağlayacaklarını umuyorlardı. Bayezid, ikinci Vezir Mustafa Paşa’yı Şehzade Ahmed’i karşılamak üzere Üsküdar’a yollayacağı sırada İstanbul’da isyan koptu (21 Ağustos 1511). Yeniçeriler, geceleyin, Mustafa Paşa’nm konağını yağmaladılar. Kendisi de ellerinden güç belâ kurtuldu. Sonra da vezir-i âzamin konağına yürüdüler. Fakat Ahmed Paşa, hem onların arzularına göre davranarak, hem de para dağıtarak askeri teskine çalıştı. Bununla beraber; Ahmed taraftarı sayılan Vezir Haşan Paşa, Anadolu Kazaskeri Müeyyedzâde ve Nişancı Cafer Çelebi’nin evlerini yağmadan kurtarmak mümkün olmadı.

Bu arada Avrupalı ve özellikle Horasanlı tüccarların mağazalarının da zarara uğramasının önüne geçilemedi. Bayezid, ayaklanmanın genişleyeceğinden ürkerek vezir-i azamin yerine Mustafa Paşa’yı, kazaskerin yerine Molla Halil’i ve nişanemin yerine de Çandarlı ailesinden İbrahim Paşazâde’yi getirdi.

Şehzade Ahmed, İstanbul kapılarında olmakla beraber anladı ki, bu karışıklıklar arasında İstanbul’a giremeyecektir. Geldiği yoldan geri dönüp Konya’yı kuşattı. Genç Şehzade, yiyecek darlığı yüzünden hayatına ilişilmeyeceğine söz veren amcasına teslim olmak zorunda kaldı. Bayezid, bunu öğrenir öğrenmez şehrin geri verilmesini duyurmak üzere saray erkânından birini Ahmed’e yolladı. Fakat Ahmed de artık kendi maskesini yüzünden kaldırdı. Babasından gelen habercinin burnunu, kulaklarını kestirdi. Ancak genç Şehzade Mehmed’i hapiste tutmağa cesaret edemedi. Bununla beraber Karaman beylerinden olup yiğitliği ve sadakati ile tanınmış olan Deli-Göğüz’ün başını kestirip padişaha yollamaktan da utanmadı. Bu vahşîlik, zaten Ahmed’in yeğeni ile cenkleşmesinden pek öfkelenen yeniçerilerin memnuniyetsizliklerini son kerteye çıkarmaya yetti. Selim’in rakibine karşı duyulan kin, kızgınlık doldu taştı. O zaman milletin ve yeniçerilerin sesleri Şehzade Selim lehine yeni bir güçle yükseldi.
Bayezid, sevgili oğlu Ahmed’in kendi elçisine yaptıklarından da son derece üzgün olarak ve bundan başka iki veziri Mustafa ve Hersek Ahmed paşaların ısrarlarına da uyarak yeniden Semendire hükümetini Şehzade Selim’e vererek onun Kırım’dan Rumeli’ye dönmesine müsaade gösterdi.

Bu sırada kendi eyaletinde rahat durmuş olmakla beraber, kardeşi Ahmed tarafından bir belâya uğramaktan da ürken Şehzade Korkut, kardeşlerinin girişkenliklerine karşı uğraşmalarda bulunmak ve Padişahla yeniçerilerin teveccühünü ve bunun sonucu olarak da sultanlık tacını sağlamak arzusuna düştü. Korkud, sadece üç sadakatli hizmetkârını yanma alarak kılık değiştirip İstanbul’a geldi. Yeniçeri camisinde onlara konuk oldu. Bu şekilde gösterdiği yakınlık ve güvenin de konukseverlik hukukunun kendisine askerin güvenini kazandıracağını ümit ediyordu. Sonra da, otuz yıl önce dedesi Fatih Sultan Mehmed’in ölümünü izleyen ilk günlerde, babası gelinceye kadar, birkaç gün iş başında kalmışken yeniçerilere verdiği hediyelerden de medet bekliyordu.

Ancak askerin, Korkut’un devlet işlerindeki ehliyetsizliği hakkmdaki inancı ve Selim’e karşı duymakta olduğu sevgi projelerini bozdu. Ancak Korkut’a lâyıkı şekilde, saygı gösterilmekte de kusur edilmedi. Otuz yıldır yüzünü görmediği babasının elini öpmek arzusunu açıkladığı zaman, Padişah huzuruna kadar beraberinde gittiler. Bununla beraber Selim gelinceye kadar Korkut’un bütün davranışlarını gözden uzak da tutmadılar.

Öte taraftan Şehzade Ahmed de amacına ulaşmak için elinden geleni esirgememişti. Kırım yarımadasma tam hükümdarlık suretiyle sahip çıkması hususunu uygun göreceğini vadederek gizlice Kırım Han’ı Mengli Giray’dan yardım istedi. Fakat Han’ın oğlu Saadet Giray, Selim’in sadık bir dostu olarak Ahmed’in entrikalarını ona haber verdi. Ayrıca Şehzade Ahmed tarafını tutan kardeşi Mehmed Gi-ray’a karşı da, Selim’i bütün gücü ile savundu.

Şehzade Selim, Semendre eyaletine daveti bildiren Sultan Bayezid’in mektubunu daha almadan önce, yaklaşık olarak binbeşyüzü Tatar olan üçbin süvari ile 1512 Ocağının sonlarına doğru Akkermen yakınlarında Tuna buzlarını geçmişti. Soğuğun fazlahğı yüzünden maiyetinden bir çok kişiler yolda telef oldu.

İstanbul’da ise, 6 Mart günü yeniçeriler gürültülü bir toplantı yaparak kendilerini Ahmed’e karşı göstermek üzere Selim’in payitahta getirilmesini Padişahtan istediler. Bayezid, isteklerine rıza gösterdi. Babasının kararını haber vermek ve İstanbul’a gelişini çabuklaştırmak üzere yeniçeriler, Selim’e hemen bir mektup gönderdiler. Selim ile İstanbul arasında otuz milden az mesafede yeniçeri ağası karşılamaya gitti. 19 Nisan 1512 tarihinde Şehzade Selim, tantanalı bir surette İstanbul’a girdi. Yenibahçe kapısında vezirler, devlet büyükleri, kardeşi Korkut tarafından selâmlandı.

Bayezid, sultanlığı çağında büyük hazineler toplamış olduğundan, bunların gölgesinde kendisini taht üstünde tutacağını hâlâ umuyordu. Eğer Selim, eyaletine gitmek isterse bir defada üçyüzbin duka vereceğini, ayrıca yılda ikiyüzbin duka yıllık gelir tâyin edeceğini kendisine tebliğ ettirdi. Fakat Selim kendine ve yeniçerilere güvenli olarak bu teklifi hemen reddetti.

Padişah, kendisi hayatta bulunduğu sürece tahtta kalmak, hazinedarına ve hâzinesine ilişilmemek ve kardeşi Ahmed ile uyuşmak şartlariyle Selim’i halef göstermeye muvafakat etti. Ancak Şehzade Selim bu şartlardan sadece üçüncüsü-nü uyguladı. Sonra da bir an önce padişahlığa kavuşmak sabırsızlığı ile babasını tahttan vazgeçmeye zorlama yolunda değişik tedbirlere başvurdu.

25 Nisan 1512 tarihinde yeniçeri ve sipahiler – arkalarında büyük bir halk kalabalığı olduğu halde – vezirleri önlerine katarak sarayın önünde göründüler. Padişah bu gelenleri, tahtta oturmuş olduğu halde kabul ederek isteklerini sordu. Hepsi bir ağızdan:

Padişahımız ihtiyar ve hastadır, onun yerine Sultan Selim’i isteriz. ” diye bağırıştılar. Bu sırada onikibin yeniçeri cenk naraları işittirmeye başladılar. Padişah, oğlunun, halkın ve ordunun birleşerek kendisi aleyhinde bulunduklarını görünce mukavemete cesaret edemedi. Sadece şu sözleri söyledi:

Sultanlığı oğlum Selim’e bırakıyorum. Allah Padişahlığını mübarek etsin.”

O anda sarayın duvarlarında ve şehrin yedi tepesinde “Allahu ekber” sesleri aksedip durdu. Selim, bu sırada sarayın birinci ve ikinci avlusunu birleştiren kapıda durmakta idi. Vezirler Bayezid’in cevabmı Selim’e tebliği edip onu saray içine getirdiler. Şehzade, tahttan indirdiği babasının ellerini gerekli bütün saygı gösterileri ile öptü. Bayezid de padişahlık belirtilerini sakin bir filozof davranışı ile bırakıp yeni saraydan hemen çıkmak için hazırlandı.

Halkın ve yeniçerilerin yeni padişaha şanlı ve uzun ömürlü bir hayat temennisinde bulunan bağırışmalarmın sürekli olarak devamından huzursuz olan Bayezid, bir an önce sarayı terkedip çıkmak istiyordu. Sultan Selim, babasına eski saraya kadar refakat eden muhafız kuvvetin başında bulunduktan sonra yeni saraya döndü. Orada devlet büyükleri bağlılık yemini ve tebriklerini arza geldiler.

Aradan ancak 20 gün kadar bir zaman geçmişti. Bayezid kendisinden yüz çeviril-diğini görüyordu. Bunun üzerine geri kalan günlerini tamamlamak üzere doğum yeri olan Dimetoka’ya gitmek üzere oğlundan müsaade istedi.

Yaşlı padişah bu izni alınca Vezir Yunus Paşa ve Defterdar Kasım refakatinde olduğu halde yola çıktı. Sultan Selim, Edirnekapı’ya kadar babasının arabası yanında yaya yürüdü ve yolda onun verdiği öğütleri açık bir saygı ile dinledi. Bayezid, Dimetoka’ya kadar gidemedi. Hareketinin üçüncü gününde Havsa yakınlarında Aya mevkiinde öldü (20 Mayıs 1512).

Bayezid’in ölümü, yaşının ilerlemiş olmasından ve uzun süren ızdıraplardan mı, yoksa hizmetinde bulunmak üzere yanma verilen Cenevizli Menavino’nun belirtiği gibi doğuşu itibariyle Yahudi asıllı olan doktorunun verdiği zehirden mi ileri gelmiştir, bir şey söylenemez. Bu konuda Venedik elçilerinin raporlarında her hangi bir açıklama yoktur.

Bayezid, Osmanlı tahtında pek rahat oturabilmiş bir padişah değildir. Dış ve iç savaşlar, çekingen bir politika, onun mistik ve şairane olan karakteri ile pek de uyuşamıyordu. Sonraları Venedik doçluğuna kadar yükselen elçi Andrea Gritti hükümetine yazdığı raporların birinde Bayezid hakkında şu anlamda cümleler kullanmıştır:

Etli ve dolgun çehresinde hiç de zâlim ve korkunç bir insan belirtileri yoktur. Aksine orada melânkolik bir ifade sezilebilir. Bayezid, makina san’atlarmı çok sever; iyi kesilmiş kırmızı akiklerden, işlenmiş gümüşten, güzel yapılmış eşyadan pek hoşlanır. Astroloji ve ilahiyatta da geniş bilgisi vardır. Hemen devamlı olarak da bu bilimlerle uğraşır. Kimse ondan daha iyi ok kuramaz.”

îran tahtını elde etmek için Şah İsmail’in öne sürmüş olduğu tasavvuf görüşü, o sıralarda sadece İranlılara değü, Türklere de oldukça hâkimdi. Bu çağın mezhep eğilimleri, yarım yüzyıldanberi tasavvuf ile yoğurulmuş olan bir çok eserlerde, özellikle bir çok tasavvuf tarikatının kuruluşu ile de belirmişti. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu izleyen birinci yüzyılda Nakşibendiler, Sâdîler, Bektaşîler gibi belli başlı üç derviş tarikatı vardı. Bundan sonra gelen yüzyılda Halveti, Zeynî, Bayrami, Eşrefi tarikatları kurulmuştu. Bu tarikatların bir çok müritleri o sıralarda tarikatlara bağlılıklarını değişik törenlerle belirtiyorlardı.

Sultan İkinci Bayezid inzivayı seven, yumuşak karakterine rağmen; Şehzade Cem ile kendi oğullarından birini zehirlemek ile suçlanmıştır. Ancak bu zehirleme konusu tarih bakımından tam bir gerçeğin ifâdesi olabilecek durumdadır denemez. Kırk bin duka tahsisattan kurtulmak için kardeşinin ölümüne sebep olması tartışılabilir. Çünki kardeşin öldürülebileceği, Fatih Sultan Mehmed tarafından konulmuş olan Anayasa’da mevcuttur.

Fakat kıyafet değiştirerek İstanbul’a gelen oğlu Mehmed’i cezalandırmak için zehirlettiği hakkında Menavino’nun söylentisini doğrulayacak bilgi ve delil yoktur. Aksini gösterecek olaylar vardır. Söz gelimi, Padişah’m; oğlu Alemşah’ın ölümünde, başındaki kavuğunu (ölüm haberini siyah kâğıt üzerine beyaz harflerle yazılmış görür görmez) üzüntüsünden yere attığı bilinmektedir. Onun dairelerinin halılarım da bu vesile ile ters çevirttiği, üç gün her türlü müzikayı yasakladığı, fukaraya yedi bin akça dağıttığı yine bilinegelen bir gerçektir. Oğullarına karşı birçok defalar gösteregeldiği şefkat ve sevgi belirtileri bunu yalanlar görülmektedir.

Sultan Beyazid’e her ne kadar cimrilik isnad edilmişse de, zaman zaman onun birçok sadakalar verdiği de bilinegelmektedir. Zamanından kalma defterlere göre bunların tutarı sekiz milyon altıyüz bin akçayı bulmuştur. Sadece Mekke-i Mükerreme yoksulları için yılda kırk bin duka yollardı. Bayezid’in giyimine gelince o, ne ilk altı padişah gibi işlemeli serpuş (üsküf), ne de İkinci Murad gibi ulemâ kisvesi giyerdi. Konik şeklinde ve etrafına tülbent sarılı sade bir kavuk seçmiştir ki, o zamandan sonra bu “Mücevveze” adı altmda seremoni serpuşu olarak kalmıştır.

CEVAP VER