Gazel Nedir ?

0
6

Arapça’da Kadınlarla Aşıkça söyleşi demek olan Gazel, ikili Beyitlerden oluşan ve divan edebiyatının en sık kullanılan nazım biçimidir. Genellikle lirik konuların işlendiği Gazel ilk defa İmruü’l – Kays tarafından yazılmıştır. Özellikle aşktan, şaraptan, keyif ve eğlenceden aşkın verdiği acılardan ve güzelliklerden bahseden Gazelin içeriğinde çok nadiren öğretici ve ders verici olanlara rastlanır.

Beyit sayısı 5 ile 15 arasında değişen Gazel türlerinin daha uzun olanlarına mutavvel Gazel denilmekte. Çok derin ve şiirsel bir anlatım ile ele alınan Gazeller Beyitlerin birbiri ile anlam bakımından pek ilişkili olmaması ile bilinir. Çoğu zaman da bir iki Beyitin güzel olması Gazelin mükemmel sayılması için yeterlidir. Fakat anlam bütünlüğü sağlanan Gazel türleri de yok değildir. Gazelin en güzel güzel ve en can alıcı bölümüne beyt-ül Gazel denir.

Aşk ve aşkın gücünü dile getiren şiirsel anlatımlar olan Gazellerin bestelenerek şarkı haline getirildiği de olmuştur. Gazel yazan kişilere Gazel sera denilir. Gazeli makamsal bir şekilde okuyan kişilere ise Gazelhan denilir.

Edebiyatımızın en meşhur Gazel örneklerini Şeyhülislam Yahya, Nabi, Fuzuli, Baki, Nedim, Şeyh Galib vermiştir. Kafiye düzeni ele alınırsa; AA, BA, CA, DA, EA, FA olarak ilerlediği gözlenen Gazelin ilk beytine matla denir. Matla doğuş yeri anlamına gelmektedir. Son Beyit ise makta olarak adlandırılır ki buda bitiş yeri anlamını taşır. Gazellerde şairin isminin geçtiği bir bölüm vardır ve bölümün ismi taç Beyittir.

Gazel Örnekleri

GAZEL

Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir
Ben kimem sâkî olan kimdir mey û sahbâ nedir

Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir

Vasldan çün âşık-ı müstâğni eyler bir visal
Âşıka mâşukdan her dem bu istiğnâ nedir

Hikmet-i dünyâ vü mâfihâ bilen ârif değil
Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâfihâ nedür

Ah u feryâdın Fuzûlî incidibdir âlemi
Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedir

                Fuzuli

 

                 GAZEL

Şükrâne senin yoluna bin cân ola bir gün
Kim hazretine ermeğe imkân ola bir gün

Aşkın yoluna ok gibi can doğruluk eyler
Tâ kaşlarının yayına kurbân ola bir gün

O zülf-i perîşan bana görsen neler eyler
Demez bana kim gönlü perîşân ola bir gün

Ağyârı sürüp gönlüm evin halvet edindim
Tâ kim gele ol yâr ana mihmân ola bir gün

Ey bülbül-i dilhaste melûl olma kafeste
Kim menzilin ol bağ ü gülistân ola bir gün

Hem bâd-ı sabâ ere beşâret vere gülden
Hem gonce dahi gül gibi handân ola bir gün

Hicrân sonucu vasla dönüp şâdola Dâî
Bu gamdan onun derdine dermân ola bir gün

Ahmet Dâî

 

 

                  GAZEL

Her gören ayb etti âb-ı dîde-i giryânımı
Eyledim tahkîk görmüş kimse yok cânânımı

Lâhza lâhza hûblar gördüm ki dil kasdındadır
Pâre pâre eylerim men hem dil-i sûzânımı

Çoh yetirme göklere efgânım ey kâfir sakın
İncinir nâ-geh Mesîhâ işidip efgânımı

Kılma her sâ’at beni rusvâ-yı halk ey berk-i âh
Eyleme rûşen şeb-i gam külbe-i ahzânımı

Çıkma ey dîvâne bâzâr-ı melâmetten deyu
Muttasıl çâk-i girîbanım tutar dâmânımı

Hansı bütdür bilmezem îmânımı gâret kılan
Sende îmân yok ki sen aldın diyem îmânımı

Ey Fuzûlî câna yetmiştim gönülden şükr kim
Bağladım bir dilbere kurtardım andan cânımı

                                           Fuzuli

 

 

              GAZEL

Senin yüzün güneştir yoksa aydır
Canım aldı gözündeki ne eydir

Benim iki gözüm bilgil canımsın
Beni cansız koyasın sen bu keydir

Gözümden çıkma kim bu ev senindir
Benim gözüm sana yahşı saraydır

Ne oktur bu ne oktur değdi senden
Benim boyum süniydi şimdi yaydır

Temâşâ-çün beri gel kim göresin
Nite gözüm yaşı ırmak u çaydır

Senin boyun budakdan ağdı geçti
Cihân imdi yüzünden yaz u yaydır

Bugün aşkın odından ıssı aldık
Bize kayı değil ger kar u kaydır

Bana her gece senden yüz bin assı
Benim her gün işim senden kolaydır

Veled yoksuldu sensiz bu cihanda
Seni buldu bu kezden bey ü baydır

Sultan Veled

 

                     GAZEL

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz

Çok da mağrûr olma meyhâne-yi ikbâlde
Biz hezâran mest-i mağrûrun humârın görmüşüz

Top-ı âh-ı inkisâra pâydâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengin hisârın görmüşüz

Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâl-i pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

Bir hadeng-i cangüdâz-ı ahdır sermâyesi
Biz bu maydânın nice çâbük süvârın görmüşüz

Bir gün eyler dest-i beste pâygâhı câygâh
Bî-aded mağrûr-ı sadr-ı îtibarın görmüşüz

Kâse-i deryûzede tebdîl olur câm-ı murâd
Biz bu bezmin Nâbiyâ çok bâdehârın görmüşüz

Nabi

 

 

GAZEL

Mest-i nâzım kim büyüttü böyle bî-pervâ seni
Kim yetiştirdi bu gûnâ servden bâlâ seni

Bûydan hoş rengden pâkizedir nâzik tenin
Beslemiş koynunda gûya kim gül-i ra’nâ seni

Güllü dîbâ giydin amma korkarım âzâr eder
Nazenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni

Bir elinde gül bir elde câm geldin sâkiyâ
Hangisin alsam gülü yûhut ki câmı yâ seni

Sandım olmuş ceste bir fevvâre-i âb-ı hayât
Böyle gösterdi bana ol kadd-i müstesnâ seni

Sâf iken âyîne-i endâmdan sînem dirîğ
Almadım bir kerrecik âgûşa ser-tâ-pâ seni

Ben dedikçe böyle kim kıldı Nedîm’i nâtüvân
Gösterir engüşt ile meclisteki mînâ seni

Nedim

 

 

 

                   GAZEL

Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir bu reh-i sengsâre düştü

O zaman ki bezm-i canda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i muhabbet dil-i pâre pâre düştü

Gehi zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda
Düşe kalka haste-i gam der-i lutf-ı yâre düştü

Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dil-i bîkarâre düştü

Meh-i bürc-i arızında gönül oldu hâle mâil
Bana kendi tâliimden bu siyeh sitâre düştü

Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla yâhû
Bu değildi neyleyim bu yolum intizâre düştü

Reh-i Mevlevî’de Gâlib bu sıfatla kaldı hayran
Kimi terk-i nâm ü şâna kimi îtibâre düştü

Şeyh Galip

 

 

                   GAZEL

Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârân-ı bile

Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdır sensiz
Mey-i rahşânı değil sâgar-ı gerdânı bile

Bağa sensiz varamam çeşmime âteş görünür
Gül-i handânı değil serv-i hırâmânı bile

Sineden derd ile bir âh edeyim kim dönsün
Aksine çerh-i felek mihr-i dırahşânı bile

Hâr-ı firkatle Neşâtî-i hazinin vâ hayf
Dâmen-i ülfeti çâk oldu girîbânı bile

Neşati

 

                         GAZEL

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var

N’ola kan dökmekte mâhir olsa çeşmin merdümü
Nutfe-i Kabildir ü gamzen gibi üstâdı var

Kıl tefâhur kim senin hem var benim tek âşıkın
Leyli’nin Mecnûn’u Şîrin’in eğer Ferhâd’ı var

Ehl-i temkinim beni benzetme ey gül bülbüle
Derde yok sabrı onun her lahza bin feryadı var

Eyle bed-hâlim ki ahvâlim görende şâd olur
Her kimin kim devr cevrinden dil-i nâşâdı var

Gezme ey gönlüm kuşu gâfil fezâ-yı aşkda
Kim bu sahranın güzergâhında çok sayyâdı var

Ey Fuzûlî aşk men’in kılma nâsıhtan kabûl
Akl tedbîridir ol sanma ki bir bünyâdı var

Fuzuli

 

                GAZEL

Ne tende can ile sensiz ümîd-i sıhhat olur
Ne can bedende gam-ı firkatinle rahat olur

Ne çâre var ki firâkınla eğlenem bir dem
Ne tâliim meded eyler visâle firsat olur

Ne şeb ki kûyuna yüz sürmesem o şeb ölürüm
Ne gün ki kametini görmesem kıyamet olur

Dil ise gitti kesilmez hevâ-yi aşkından
Nasihat eyledüğümce beter melâmet olur

Belâ budur ki alıştı belâlarınla gönül
Gamın da gelse dile bâis-i meserret olur

Nedir bu tali’ ile derdi Nef’i-i zârın
Ne şûhu sevse mülâyim dedikçe âfet olur

 Nef’i

 

  GAZEL

Câme-hâb ol âfeti aldıkça tenhâ koynuna
Sanırım ebrin girer mâh-ı şeb-ârâ koynuna

Subh-dem ey fâhte bîhûde efgân eyleme
Çün girersin her gece bir serv-i bâlâ koynuna

Niçin ağlarsın felekten bilsem ey şebnem seni
Girmesen bâri hele bir verd-i ra’nâ koynuna

Dür dişin vasfında şi’rim defterin gördü meğer
Kim sadef mecmuâsını aldı deryâ koynuna

Ruhlerin şevkiyle pür-dağ etti Bakî sînesin
Bir avuç berg-i gül-i ter koydu güyâ koynuna

Baki

 

 

    GAZEL

Gerçek hadis imiş bu ki hûbun vefâsı yok
Kim sevdi hûbu kim dedi hûbun cefâsı yok

Aşkın belâsı yok deyü ben aşka düşme var
Kim âşık oldu kim dedi aşkın belâsı yok

Onun ki hacc-ı ekberi ey cân sen olmadın
Beyt-ül-Harâma varmamış anın safâsı yok

Şeytan tek ol ki sûretine kılmadı sücûd
Bir ince derde düştü ki hergiz devâsı yok

Şol can ki senden özge taleb etmedi murâd
Hecrinde yakasın onu her dem revâsı yok

Yârab ne sem’ imiş bu mehin yüzü kim anın
Yüzü katında şems-i duhânın ziyâsı yok

Bîmâr-ı aşka can verir ey can lebin velî
Münkir sanır kim ol şefeteynin şifâsı yok

Gel gel beri ki savm ü salâtın kazâsı var
Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazâsı yok

Aynın hatasız ey büt-i Çîn döktü kanımı
Türk-î Hatâdır aslına varır hatâsı yok

Fânî cihâna bakma geçer ömrü sevme kim
Ömrün zevâli var u cihânın bekâsı yok

Yârin gelir hemîşe cefâsı Nesîmi’ye
Sen sanma kim Nesîmî’ye yârin atâsı yok

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.